top of page
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
19. TEBBET SURESİ (Malın Kulu vs Allah'ın Kulu)

rahman rahim olan allahın adıyla

oldukça ilginç bir sureye geldik. bu sureyi anlayabilmek için şimdiye kadar geçtiğimiz aşamaları ufak bir hatırlamak gerekecek. aynı zamanda size kuran analizinde kullanılan birkaç metodu kısaca aktarıp, bu sureyi anlamak için nasıl bir metot seçimi ve zihin hazırlığı yapmamız gerektiğinden de bahsedeceğim.

Nebi'miz cahiliyye mekke'sindeki ortamın insan düşmanı olması nedeniyle, bir çözüm arayışı için hira mağarasına çıkıyor ve vahiy ile taçlandırılan bu arayış, onun şehrin merkezine inip bir devrim hareketi başlatmasına sebep oluyor. La ilahe illa'llah diyerek, cahiliyye mekkesindeki 9lu çetenin meşruiyetine (putlar) savaş açılıyor. Pazarlıklarla da ikna edilemeyen Nebi'miz, Allah'ın ve insanlığın davasını aynı yolda profesyonelce yürüterek ilerliyor. 

Cahiliyye Mekke'sindeki 9lu çetenin lideri Abduluzza isimli, lakabı Ebu Leheb olan, Nebi'mizin amcası. Bu 9lu çeteden (mekke oligarkları) kuran'da bahsedilen ayetler var, sırası gelince analiz edeceğiz. Benim burada dikkati çekmek istediğim nokta, bu surenin analizini yaparken "tarihin" bir parametre olarak analize dahil edilmesidir. Bütün ayetlere mi? Bence hayır, ancak ortalama insan zekası hangi ayete-sureye tarihsel parametreleri dahil etmesi gerektiğini bilir. Sonuçta nuzül tarihinden bu yana 1400 yıl geçmiş, bir çok değişen şey var. Değişmeyen şeyleri ayetlerde gördüğümüzde onlara ilke ayet ya da vizyoner ayet diyebiliriz. Evet bazı ayetler, örneğin Tekasür 1, vizyoner iken bazıları değil. Bunu neye dayanarak söylüyorum? Mesela alkolün yasaklanması konusu... Kademeli olarak yasaklandığı ayetlerle belgeli olması Kuran'daki bazı ayetlerin tarihsel nitelik taşıdığına kanıttır. Kuran'ın tamamını tarihsel olarak değerlendirmek ona hakaret olur ancak bazı kısımlarının da zaman üstü sayılması düpedüz aptallık. Allah'ın hem zaman üstü hem de tarihsel ayet göndermesi kendisi ile çelişmez, aksine bence Allah'a bu yakışır. Tarihe müdahale etmek, insanlığı o dönemin şartlarına göre düzenleyip, kendi kendine aklederek ilerleyebilen bir insanlık haline getirmek, yani HANİF (BİREY) OLMAK Allah'ın asıl amacıdır diye düşünüyorum. Vahyin sadece verimli hilal denen bölgeye gelmesi, sadece belirli bir gruba gelmesi ve gelen vahyin içeriğinin değişmesi, nesh teorisi gibi gibi şeyler ve hatta bu konuyu destekleyen onlarca ayet bana Allah'ın Akleden İnsan gayesinde (proje) olduğunu düşündürtüyor. Zamanın sonuna gelmediğimiz için henüz bu projenin (insanlığa çalınan mayanın) tutup tutmadığını bilmiyoruz. 

Yukarıda yazdığım düşünceler ve bilgiler ışığında bu sureye olan bakışın, tarihselci (bu ismi de başkaları taktı) kuran anlayışı ile olması gerektiği kanaatindeyim. Aksi takdirde ayeti yorumlamaya çalışırken yoracağız. Bunu istemiyorum. Bu sebeple Kuran'da verilen hükümlerin de arka planının arandığı, hükümlerin tarihi, coğrafi, beşeri parametrelerinin olabileceğini düşünerek, en generic en kapsayıcı ahlaki ilkeyi bulmaya kendimi adıyorum.

sure adını ilk ayetin ilk kelimesinden almış. tebbet => tebbe + t => TBB. kurusun, helak-ziyan olsun anlamında dişil ve geçmiş zaman kipinde bir kelime. geçmiş zaman kipinde çekimlenmesi kritik, buna sure analizi kısmında değineceğim. ayrıca sure mekki, bu kesin. ancak tam olarak yeri konusunda çeşitli görüşler var. mantıksal olarak değerlendirdiğimde erken (ilk yıl) ya da geç (altıncı yıl) inmiş olması imkansız. uzmanların görüşlerine baktığımda, kafirun suresi ardına yerleştirmek bana uygun geldi. yani vahyin üçüncü yılının başları ya da ikinci yılının en sonu. 

Ebu Leheb lakap, ancak bu lakabı mekkeliler mi taktı kuran mı taktı kesin %100 bilmiyoruz. muhtemelen mekkeliler taktı çünkü bu ebu leheb kimdir diye bir tartışma hiç olmamış, direkt olarak surenin yönelttiği insan belli. Ebu Leheb'in işleri yolunda; taifte bağlar, şarap fabrikası, kereste ticareti, gazzede ofisi var. Hatta şunu ekleyelim, Muhammed'in babası Abdullah da gazzede ölmüş ticaret için gitmiş, belki de Ebu Leheb için gitmişti. Uluslararası bir adam bu. Sasanilerin etkisinde yaşıyor, dostları var onu koruyorlar. Mesela bir problem çıkınca Sasaniler adam yollayıp koruyorlar Ebu Leheb'i. Ebu Leheb'in 3 karısı var ama ayete konu olan "Ümmü Cemil" (Cemil'in Annesi demek). Mekke'deki 9lu çetenin en büyükleri Mahzumoğulları ve Ümeyyeoğulları kabilesi. Ebu Cehil (Amr bin Hişam) Mahzumoğullarından; üçüncü halife osman, muaviye yezid falan ümeyyeoğullarından, emevi yani. Bu çeteler, kabeyi de turizm ve din sömürüsü olarak kullanıyorlar. Putunu al da gel kampanyası var, her gelen ticareti ile birlikte, putunu da getiriyor. Kaynaklar 360 dese de, b u putlardans adece 26 tanesinin ismi sayılabiliyor. Yani 330 tanesi uydurma. Tekasür problemi buraya da girmiş. Kime inanırsan inan gel, ne olursan ol gel, yeterki gel... Niye geleyim. e gel de ticaret olsun :) ticaret artsın benim kazancım artsın, network olsun. Aklımıza bu noktada Mevlana geliyor. Kalabalık uğruna kaybedilen duruşlar ve mistik öğelerin var olduğu iddiasıyla kandırılan insan zihinleri...

İlginç bir bilgi: Muhammed Nebi'nin 2 kızı, Ebu Leheb'in 2 oğlu ile evli, yani aralarında bir de dünürlük ilişkisi var. Bir de komşular. Hayatları fazlasıyla içiçe olan iki insan. Dünür olmaları Ebu Leheb ile aralarının bir süre önce düzgün olduğunun göstergesi. Demek ki vahiy ile birlikte, otoritesi-meşruiyeti-geliri sarsılan Ebu Leheb, Nebi'mize düşman oluyor. Ebu Leheb bu sure indikten yıllar yıllar sonra ölüyor. Bunu mucize diye söyleyip, uydurma hikayelerle papaz müslüman oldu diye reklamlayanlar var. Bence gülünç, bu derece dandik kanıtları ortaya sermek, aslında insanın kendi zihin dünyasının sığlığını ortaya sermesi gibi geliyor bana. Neden dandik diyorum; çünkü Ebu Leheb müslümanlığı seçseydi, bakın işte onun iki gücü-eli (malı ve kazancı) kurudu ve o şekilde müslüman oldu diyeceklerdi. Doğa yasalarının yırtılarak bir mucize meydana gelmesi ve buna şahit olunarak edinilen bir imanın değeri olabilir mi? Bilemiyorum ama bence olmaz. Çünkü İman bu kadar basit bir şey değil. Kadir suresi analizinde bahsettiğim gibi, iman olayında Allah'ın emr'inden ruh paketleri gelir ve sen de bu paketlerle yeryüzünü inşa-imar edersin. Doğa yasalarının yırtılması ile meydana geldiği iddia edilen mucizelerden hareket ederek Allah'ı bilmek, imanın temelindeki metafizik dünyaya giriş anahtarı değildir. Bu anahtar öyle emeksiz, düşünmeden, tefekkür etmeden kimseye verilmiyor. 

Kuran kendisinden "beyan" olarak bahseder (tibyan, mübin, beyanat...). Beyan kelimesi beyne (ara, boşluk, iki şeyin arası) ile aynı kökten gelir. İnsan kendini, dünyayı ve doğayı gözlemleyerek, yaşayarak bir boşluğun içine düşer, iyi-kötü, yararlı-zararlı şeylerin arasında kalır. İşte bu noktada, bu boşlukta tefekkür yoksa, bir yol-çıkış-kurtuluş aramıyorsan, sana hiçbir şey beyan olmaz. Önce arada kalacaksın, sonra tefekkür edeceksin ki, Kuran sana BEYAN OLSUN ve böylelikle o boşluktan çıkasın.

Bu surenin analiz metnini bir din kardeşim yazdı, çok hoşuma gittiği için ekstra kendim bir şeyler yazmadım, direk onunkini kopyalayacağım. Analizden sonra salat ritüelinde okuyup okumama tercihini değerlendirelim.

Surenin Arapça Metni:

1. Tebbet yedâ ebî lehebin vetebb(e)

2. Mâ aġnâ ‘anhu mâluhu vemâ keseb(e)

3. Seyaslâ nâran żâte leheb(in)

4. Vemraetuhu hammâlete-lhatab(i)

5. Fî cîdihâ hablun min mesed(in)

Surenin Türkçe Metni:

1. Kahrolsun Ebu Leheb’in çifte gücü, zaten kendisi de kahroldu-kahrolacak

2. Malı da kazancı da ona hiçbir yarar sağlamadı

3. Zamanı gelince tarifsiz bir alevli ateşin dibini boylayacak

4. Odun hamalı olan karısı da

5. Gerdanında koparılması imkansız bir halat

Birinci ayet, ''alevin babasının, iki elinin de kuruduğunu'' ifade ederek başlamaktadır. Ebu Leheb'den yukarıda bahsettik. Sureyi onun özelinde inmediğini iddia eden, sureyi evrenselleştiren kuran anlayışı ile düşünürsek hayatın her döneminde ebu leheb karakterli kimselerin olacağı mesajını vermek, hakkı seçmekten taraf olmayı sağlamak, hakk'tan yana olmayanların başına gelecekleri anlatmak içindir diyebiliriz. Ancak suredeki mesaj mala ve kazanca duyulan güvenin boş olduğunu, hatta bunların insanı köleleştirdiğini son ayetinden anlıyoruz. 

Ayette kuruduğu/ kuruyacağı söylenen 2 el, adamın sosyal statüsünden doğan gücü ve ekonomik anlamdaki gücü olarak anlaşılmalıdır. Zaten ikinci ayette malı ve kazancı derken o iki elin bunlar olduğuna dikkat çeker. Allah bu durumda '' ebu leheb'in iki eli kahrolsun, kendisi de kahrolsun'' buyurmuş olmaktadır. Buna göre, vahye (Ortak ve Çoğulcu Yaşam Metotlarına) düşmanlık eden kim olursa olsun, zenginliği, statüsü ne boyutta olursa olsun, mutlaka kahrolacak, elindekiler fayda sağlamayacaktır.

 

yeda kelimesi... yasin suresi 71.ayette, maide suresi 64.ayette, fetih suresi 10.ayette allah'a atfedilmekte, mecaz kullanım ile, allah'ın cömertliğine gönderme yapmaktadır. bu ayette ise, tam 3 farklı manada kullanılmakta, bir organ olarak el, mecazi olarak toplumsal statü ve ekonomik durumu ifade ederek çelişki değil, anlam zenginliği ve belagat örnekleri vermektedir.

buna göre, ebu leheb, yani ateşin, alevin babası olan herkes, ebu leheb ve bu tipolojide olan adamların, ne sosyal güçleri, ne ekonomik güçleri, kendilerini helak olmaktan kurtaramayacaktır.

Surenin başında ve ebu leheb denen abduluzza adlı kişinin lakabı denilen leheb kelimesi ; övünülen, güzellik, mal, mülk, ihtişam gibi manalara gelirken, 3.ayette '' zate leheb'' tamlaması ve '' nâr'' kelimesi ile birlikte geldiğinde, '' eşi benzeri olmayan, yürekleri saran ateş'' manasına gelmektedir ki, bu dünyada çok övünülen şeylerin, ahirette başa bela olabileceği, sanatsal bir estetik, ustalıklı bir anlatım ile karşımıza çıkmaktadır. 

 

abduluzza'nın 3 eşi olduğu bilinmektedir. suçuna iştirak eden, peygamberimize tuzaklar kuran, ümmü cemile adlı eşi idi. allah bu kadını diğerlerinden ayırt etmek, ayrımını yapmak için ; '' laf/ odun taşıyıcılığı yapan eşi'' vurgusunu yapmaktadır. 

İzahı yapılan bu tip kişilerin boynunda, gururlarını ve kibirlerini kıracak, bükülmüş, kuvvetli bir boyunluğu olacak, boyunlarında bunu bulacaklardır. bir başka deyişle, yapıp ettikleri her şey, mahşerde kendilerine sıkıntı verecek biçimde boyunlarına geçirilmiş halde olacaktır. Mesed, bir şeyin sağlamlık ve dayanıklılığını ifade eder (Mekayis). Fakat daha derinde boynuna bağlı kölelik halkasını temsil eder. Allah’a kul olmayan nefsine esir olur ve ateşi boylar. Ya da dünyadaki hayatları boyunca özgür olamayacaklar, hep malı ve kazancının sınırları içinde, tamamen iradesini yitirecekler anlamlarına gelir.

Sözün özü, mal-kazanç gibi şeyler insanı kurtarmaz, bilakis köleleştirir. Surede malın çokluğu azlığından bahsedilmiyor, kaldı ki mal çokluğu ya da azlığı köleleştirme için gerekli bir parametre değildir, insan fakir olup da malın kazancın kölesi olabilir (örneğin çevremizdekilerin tamamına yakını). Malın kulu olma diyor, Allah'ın kulu ol. Ne güzel işte yeğenine inmiş vahiy, yap işte adamın dediğini sonsuz nimetlere ulaş. 

Namazda okunur mu? Bence okunmaz. Ben namazı, Allah'ın bana verdiği o şahsi randevuda bulunmak olarak yorumluyorum. Sadece ikimiz. O esnada ben üçüncü dördüncü kişilerin konu edilmesini konsantrasyon açısından pek faydalı bulmuyorum henüz, belki ileride o konsantrasyon seviyesine ulaşabilirim ancak henüz değil. Ben namazlarda ilk-vizyoner ayetleri-sureleri okuyorum. Fatiha bunlardan biri, her ayetinde dünyalar gelip geçiyor zihnimden, bu yüzden zaten sanıyorum her rekatın başına konmuş.

 

Namaz konusunda derinleşmek isteyenlere bir öneri: Sonya Cihangir - Kuran'daki Namaz

Tarihselci Kuran Anlayışı ile ilgili derinleşmek isterseniz: Fazlur Rahman - Tarih Boyunca İslami Metodoloji Sorunu 

​​Bir sonraki analizde görüşmek üzere.​

Hiçbir hakkım saklı değildir, hatta hiçbir hakkım yoktur

bottom of page