top of page
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
22. KARİA SURESİ (Son Saat ve Hesap Günü)

rahman rahim olan allahın adıyla

"dağlar hallaç pamuğu gibi atılacak...". Evrenin son saatinin (kıyamet günü) tasvir edildiği bu cümleyi çocukluğumdan beri hatırlıyorum. Çocukken kuran kursuna gidenler bilir, insan daha erginleşmeden sert soyut bilgilerle karşılaşınca unutulmaz olabiliyor. Ancak bu soyut bilgilerin güvenirliği çok ama çok düşük. Kuran ayetlerini anlamaya çalışmadan, sadece ezberleyerek sınavı geçebileceğini düşünen ahmakların ikinci el bilgileriyle oluşturduk bu kıyamet sahnelerimizi. Şimdi bu analizde, eskiden aldığımız ikinci el bilgilerin doğruluğunu sorgulayacağız.

 

Suremiz Mekki. En ünlü tertiplerde 30.sıraya konmuş, ama bu sureyi otuzuncu sıraya koyanlar 29'a kureyşi 28'e de tin suresini koymuşlar. Fil suresi ile Kureyş suresini ayırdıkları için bu tertipleri sağlıklı bulmadım. Fil ile Kureyş'i ayırmadan tertiplerde 22. sıraya konulduğu için ben de 22'ye koyuyorum bu sureyi. Tam nokta atışı sıralamasını bilsek iyiydi ancak eldeki imkanlarla olmuyor maalesef. Sure risaletin üçüncü yılının ilk çeyreğine tekabül ediyor.

 

Karia şiddetli, korkunç patlama demektir ve sure konu olarak evrenin son saatinden bahsetmektedir. Halkın kıyamet günü diye bildiği bu gün hakkında bilgi vererek, insanların yaşamlarını neyin üzerine kurdularsa bunun sonuçlarının olacağı bildirilmiştir. Zaten Kuran ayetlerinin birçoğunun anlatmak istediği de budur, herkes yaptıklarının hesabını verir. Bu yüzden ayetlerde insanın hesabı verilebilir bir yaşam sürmesi önerilmiştir. Bu öneri, "takva" kelimesi ile kavramsallaştırılmıştır. Takva, insanın dikey (Allah ile) ve yatay (insanlar ve doğa ile) sorumluluklarının bütünüdür. Bu sorumlulukların da eylemler ile ölçüleceği bir çok yerde belirtilmiştir. 

Son saat (kıyamet) temalı sureler belirli aralıklarla karşımıza çıkacak. Kuran bir hayat kitabı gibi, aslında insanı çok iyi bilen bir hayat kitabı gibi, insanın unuttuğu ya da göz ardı ettiği şeyleri belirli aralıklarla hatırlatarak onu yaşamda tutmaya ve hatta yaşama katkı vermesi için motive etmeye çalışıyor. Daha önceleri de hep yazdık, tevhid gereği Allah'ı birleyen insan, yatay düzlemdeki sorumluluk bilinci ile insanları birler; bu kardeşlik demektir, ötekileştirmeme ve herkesi yaşamın içine dahil etmek demektir. Güçsüze yardım edersen, gelir yaşama katılır. Buradaki tercih güçsüze nasıl yardım edebildiğindir. Kimi gider yoldaki dilenciye para verir ve bir kişinin bir gününü kurtarır, kimi de kalkar Samsun'a çıkar, bütün bir milleti kurtarır. Kimi de var ki, hep ben ben ben der, günü gelince elindeki ve önündeki (hayatını üzerine kurduğu) her şey yok olur. İşte bu sure de bize bunu anlatmaya çalışıyor.

Oldukça kısa bir sure, ekollere göre ayet sayısı değişiyor, 8 ayet diyen de var, 10 ve 11 diyen de var. Kapasitemiz yettiğinde analiz edelim bakalım.

Euzubesmele... 

Kovulmuş/taşlanmış tüm şeytani ayartmalardan (güdülerimden ve güdülerimi harekete geçiren her türlü uyarandan) Allah'a sığınırım; zihnimi gölgeleyen, okumamı/anlamamı engelleyen, hedefimi şaşırtan, beni hırslandıran, dramatikleştiren, şikayetlendiren, öfkelendiren, melankolikleştiren, kışkırtan, beni objektiflikten alıkoyan her şeyden Allah'a sığınırım. O ki işinde ve özünde merhametli, yüzdeyüz allah adına...

1. El-kâri’a(tu)

2. Mâ-lkâri’a(tu)

3. Vemâ edrâke mâ-lkâri’a(tu)

4. Yevme yekûnu-nnâsu kelferâşi-lmebśûś(i)

5. Ve tekûnu-lcibâlu kel’ihni-lmenfûş(i)

6. Fe-emmâ men śekulet mevâzînuh(u)

7. Fehuve fî ‘îşetin râdiye(tin)

8. Ve emmâ men ḣaffet mevâzînuh(u)

9. Fe-ummuhu hâviye(tun)

10. Vemâ edrâke mâ hiyeh

11. Nârun hâmiye(tun)

​1. O Karia varya Karia (The Karia)

2. Nedir o Karia? 

3. Sahi sen nereden bileceksin ki Karia'nın ne olduğunu?

4. O gün insanlar, sereserpe yerlere saçılmış pervane sinekleri gibi olurlar

5. Ve dağlar atılmış hallaç pamuğu gibi olacaklar

6. Tartıda ağır çekene gelince

7. O razı olduğu bir hayata kavuşur

8. Tartıda hafif çekene gelince

9. Onun anası "haviye"dir

10. Sahi sen nereden bileceksin onun (haviye) ne olduğunu?​

11. Kızgın bir ateş gibidir.

Giriş kısmında da yazdığım gibi, Karia büyük, şiddetli patlama demektir. Ayette el-Karia diye bahsediliyor, belirli bir Karia işaret edilmiş, bir özel güne Karia adı verilmiş: The Karia. Kelimenin kökü KRA, anlamı kapıyı çalmak, vurmak, bir şeyi diğerine sertçe çarpmak. KRA kökünden bir sürü türetilmiş kelime var ve aktif kullanılıyor Cahiliyye Mekke'sinde de; ancak el-Karia diye bir kullanım Muhammed Nebi için de yeni. Kuran ayetlerinde sıkça rastlanır bir şey var, bazı kelimeler hiç kullanılmadıkları şekilde türetiliyor ya da çekimleniyor. Bu da ortaya yeni kavramlar çıkarıyor. Kuran'da bunlardan çok fazla var. Bu kavramların anlamlarına ontolojik ve epistemolojik incelemeler neticesinde ulaşabiliyoruz.  

İkinci ayet adeta Muhammed Nebi'nin iç sesi: nedir bu el-Karia? Üçüncü ayette klasik bir kuran kalıbı ile karşılaşıyoruz: "Vemâ edrâke mâ-l...". Bu kalıp insan zihninin kavrayamayacağı durumlar için kullanılıyor. Aynısını daha önce iki yerde görmüştük:

1. Müddessir Suresi 27. ayet => "Vemâ edrâke mâ sekar" => sekar'ın ne olduğunu nereden bileceksin?

2. Kadr Suresi 2. ayet => "Vemâ edrâke mâ leyletu-lkadr" => kadir gecesinin ne olduğunu nereden bileceksin?

Farkedeceğiniz üzere yukarıdaki iki ayet de gayb yani bilinmezden bilgi veriyor. İnsan zihninin kapasitesini ya da tanım dünyasını aşan konulardan bahsedileceği zaman "vema edrake" kalıbı kullanılıyor. Sözün özü şu, Allah Nebi'ye diyor ki, el-karia'yı (ya da kadr gecesini ya da sekar'ı) sen kendi kapasitenle anlayamazsın, çünkü bahsedilen şey ya da olay tabiata bakarak anlayabileceğimiz bir şey değil, bilimsel verilerle ya da ampirik gözlemlerle ulaşacağımız bir ip ucu da yok. Sure analizine devam ederek anlamaya çalışalım bakalım el-Karia neymiş.

Dördüncü ayette, el-Karia'nın "özel bir gün" olduğunu anlıyoruz, "Yevme yekûnu-nnâsu kelferâşi-lmebśûś" ayetin türkçesi = "O gün insanlar, sereserpe yerlere saçılmış pervane sinekleri gibi olurlar". Ayette müthiş güzel bir benzetme sanatı kullanılmış. 

ke + el-feraşi + el-mebsus

ke => gibi edatı

el-feraşi => geceleyin ışığın veya ateşin etrafında toplanan, düzensiz şekilde uçuşan küçük kelebekler/sinekler ya da pervaneler

mebsus => saçılmış, dağılmış

Eskiler gaz lambalarından hatırlayacaktır ya da salık yakını kampçıları da keza her seferinde şahit olmuşlardır. Gece ateş/lamba yandığında, minik pervane sinekleri ışık kaynağının etrafında uçuşmaya başlarlar, bir yakınlaşır bir uzaklaşırlar. Ne zaman ki gaz lambasının camının içine girer ya da alevlerden birine dokunur; cızztt, ölürler ve yerlere saçılırlar. İşte bu benzetme ile kıyamet gününün canlandırması yapılmıştır. İnsanlar minik pervane sineklerine benzetilmiş.

Beşinci ayette de estetik benzetmeler devam ediyor: "Ve tekûnu-lcibâlu kel’ihni-lmenfûş" türkçesi = "Ve dağlar atılmış hallaç pamuğu gibi olacaklar". Bu ayetin türkçesini kuran kurslarında gördük, bir tane hoca da çıkıp bu benzetme şu sure şu ayettedir demedi. Sanıyorum önceden karşılaştığım herkes ikinci el bilgi bataklığına saplanmıştı. Neyse biz işin aslına bakalım. Bu ayette de değişik bir benzetme kullanılmış: "kel’ihni-lmenfûş"

ihn = dağılabilen yumuşak şey demektir. Direkt olarak yün ya da hallaç pamuğu demek değildir. 

menfuş = didiklenip saçılmış

ihni-lmenfuş benzetmesini "atılmış hallaç pamuğu gibi" diye çevirmemize zemin sağlayan Zemahşeri ustayı analım. Kıyamet günü tasvirinde ilk olarak insanlar pervane sinekleri gibi saçılacakmış, dağlar bile hallaç pamuğu gibi atılacakmış... el-Karia yani şiddetli ve büyük patlama, dağları dahi atılmış pamuğa döndürecekmiş. Kaçış yok yani bu günden, ö-le-cek-sin, bunu diyor. 

Tartıda ağır çekene gelince... Altıncı ayette neyden bahsettiği açık. Dünya'da tartıda kütlesi fazla olan ağır çeker. Allah katında demek ki öyle değilmiş, kütle yok demek ki, daha farklı bir şey var. Şimdi birkaç ayeti alt alta okuyalım bu ayeti anlamak için:

1. Kehf Suresi, 46. Ayet: "Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür; kalıcı olan iyi davranışlar (el-bâkiyâtü's-sâlihât) ise rabbinin nezdinde hem sevapça daha hayırlı hem de ümit bağlamaya daha lâyıktır."

2. "Allah, doğru yolda yürüyenlerin bu yola olan bağlılık ve teslimiyetlerini daha da artırır. Kalıcı olan sâlih ameller, Rabbinin yanında hem mükâfat bakımından daha hayırlı, hem de sonuç itibariyle daha iyidir!"

Yukarıdaki iki ayetten de anlayacağımız üzere, kalıcı olan şey "salih amel"miş, ıslah edici (düzeltici, onarıcı, güzelleştirici) amel demektir bu. Kalıcı olan tek şey de buysa, kıyamet gününde gözle gördüğümüz varlık adına her şey yok olacaksa, demek ki salih amellerimiz tartılacak. İnanıyorum deyip, her haltı yiyenlere duyurulur; günah işliyorum ama sonuçta inanıyorum deyip bu inancının kendisini cennete sokacağını sananlara duyurulur. Salih amel yoksa cennet yok. 

Salih amel varsa, tartıda ağır çekeceksin ve karşılığında ne alacaksın: razı olunmuş bir hayat. Ben bu ayeti Asr Suresi 2. Ayet ile birlikte okuyorum = "İnne-l-insâne lefî ḣusr(in)" = "Yapı olarak insan büyük hasarlılık içindedir (ziyandadır)". Bu ayet bize insanın yapı olarak, yaratılış olarak tamamlanamayacağını, şüphesiz yani kesinlikle hasarlı bir yapı içinde olacağını söylüyor. Bu dünyada tam olan hiç bir şey yok ve olmayacak. Salih amel işleyip, bunu da kötülüklerinden çok yapan insanın ödülü büyük: razı olunmuş bir hayat. Asr Suresi'nin son ayeti de aynı şeyi söylüyordu, hatırlayalım: "Ancak, iman edenler, salih amel işleyenler; ve birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna...". "İman + Salih Amel" ile birlikte olunca hasarlardan sıyrılıp razı olunmuş bir hayata kavuşmak mümkün. Kocaman hayatımızın minik bir parçası bile tamamlansa ne büyük mutluluk ve huzur duyuyoruz; razı olunmuş bir hayatı gönlümde canlandıramadım bile. vayy be. Konu ile ilgisi büyük olduğu için bence bu noktada Asr Suresi analizini tekrar okumalısınız => ASR SURESİ ANALİZİ

Geldik tartıda hafif çekene... Salih ameli az gelen ya da olmayan insanlardan bahsediyor. Ama imanımız vardı o ne olacak? O kadar inandık dedik, kendimiz gibi inanmayanı lanetledik, eğilip kalktık, her gün defalarca namaz kıldık, gece kalktık teheccüd müdür nedir ondan kıldık, a'dan z'ye donatılmış iftar sofralarına oturmadan önce aç kaldık ramazan ayında, derin dondurucu şenliklerinde buzluklarımızı boğazladığımız hayvanların etleriyle doldurduk... Yaşadığı sefil hayatı islam zannedenlerin hesap gününde yaşayacakları şoku yüzlerinden okumak isterdim. Ancak gerçekten şok olacaklar mı bilemedim, çünkü karşılaşacakları şeye sanki anneleriymiş gibi koşacaklarmış. Ayette öyle diyor, tartıda hafif çekenin annesi "haviye"dir diye. Nedir bu haviye? "Vemâ edrâke mâ hiyeh" kalıbından anlıyoruz ki, "Haviye" de bir özel isimmiş. Tartıda hafif çeken kişi, anasına kavuşacakmış gibi Haviye'ye doğru pervane sineği gibi uçuşup ulaşmaya çalışacakmış. 

Haviye'nin ne olduğu surenin en son ayetinde söyleniyor: Narun hamiye. Kızgın ateş deyip geçmeyeceğiz, çünkü "narun" kelimesi belirsiz gelmiş. Gaybi bir bilgi, bu yüzden belirsiz (el takısı olmadan) geliyor. Çöl insanı için en karılaşabileceği en en kötü şey sıcaktır, ateştir. Mesela bir eskimo için soğuktur, buzdur. Kuran Alaska'ya inmiş olsaydı haviye, dondurucu bir soğuktur diye dile getirilebilirdi. Tartıda hafif çeken insanın anası, çöl insanının karşılaşabileceği en en kötü şey olmuş oluyor. 

Suremiz bütünüyle bir hesap günü suresi. Salih ameli ağır çekenler ve çekmeyenler olarak insanlık ikiye ayrılmış. Işık kaynağının etrafında uçuşan pervane sinekleri gibi perişan haldeler. Ancak tartıda ağır gelenler hariç, onlar razı olunmuş bir hayata kavuşacaklar. Tartıda hafif gelenler ise, kendisini yakan aleve doğru, sanki o yakıcı alev anneleriymiş gibi uçacaklar ve aleve değdiklerinde kavrulup yerlere saçılacaklar. 

Sureden öğreneceğimiz şey basit: salih amel işle ve bu dehşetli sondan kendini koru. Zaten yaşamın içinde olup da aklını kullanan herkes, yaşama destek vermeyi ve onu büyütüp genişletmeyi ister. İyi aklın tercihi ile vahyin tercihi örtüşüyor her noktada. Aklını kullanamayanlar da yanıp gidiyorlar. Bu yüzden aklının onayladığını eylemlerle de göstermek, belgelemek gerekiyor.

​Bu tarz sureleri analiz ederken aklımda hep şu soru oluyor: Son saati yani kıyamet anını ölmüşler de yaşayacak mı, yoksa herkesin kıyameti kendine mi? Bunu henüz çıkaramadım Kuran'dan ama sure analizlerine devam ettikçe bunun da cevabını buluruz belki. Dehşetli son saat tasvirleri yapılıyor, tekvir ve bu surede, ancak ölüp gitmiş bir sürü kötü insan var. Bu kötüler o dehşete tanık olmayacaklar mı? Sadece son saat esnasında dünyada yaşayanlar mı şahit olacak bu dehşetli patlamaya? Yoksa, herkes ölüm anında mı bu tecrübeyi yaşıyor? Bana sanki insan ölürken yaşıyor gibi geliyor bu sahneleri. Çünkü son saat dehşetini yaşadığına dair herhangi bir somut kanıt olmayınca, "takva"ya inanmayan (hesap verilebilirliğe inanmayan) insanlar daha da motive olmaz mı? Evet evrenin de bir ömrü var ve o da tükenince evrenimiz ölecek. Ancak son saat ayetlerinde bu konu hep hesapa çekilmek ile birlikte anılıyor, bu yüzden ben bu sahnelerin insanın ölümü ve insanın kendi fiziki-atomsal varlığın sona ermesi olarak yorumluyorum. Daha sonrasında hemen tartıya alınıyor ve gideceğin yere gidiyorsun. Korkutucu bir sahne, tartıda ağır çekenlerden olmak için var gücümüzle çalışalım inşallah.​

Hiçbir hakkım saklı değildir, hatta hiçbir hakkım yoktur

bottom of page