top of page
  • Facebook
  • Twitter
  • Instagram
18. KAFİRUN SURESİ (İmanda Pazarlık Olmaz)

rahman rahim olan allahın adıyla

 

risaletin ikinci yılının son dönemlerindeyiz. bu sure için dördüncü beşinci yılda indi diyen kaynaklar olsa da bunlar mantıksız. çünkü bu sure bir pazarlığın ertesinde inmiştir, bağlamdan bunu anlayabiliyoruz. hem bir de 15-20 günde bir ayet necmi (ayet paketi) indiğine göre, matematiksel olarak da ikinci yılın sonlarına denk geliyor. hem bağlamın pazarlık olması ve nuzül sebebinde tüm müfessirlerin ve islam tarihçilerinin görüş birliği etmesi hem de bana mantıklı gelmesi sebebiyle bu sure için nuzül sebebini analizime dahil ediyorum. sureyi popüler nuzül tertipçileri onsekizinci sıraya koymuşlar, ben de onları tasdik ederek analizime başlıyorum.

nuzül sebebi: mekkeyi yönetenlerin muhammed'in yaktığı devrim ateşinin genişlemesini istemedikleri için onu iknaya çalışmaları. o çokça anlatılan hikaye şöyle: "mekkeyi yöneten/sömüren gruptan 3 kişi (velid bin muğire, ümeyye bin halef ve as bin vail) nebi'ye varırlar ve iman konusunda pazarlık ederler: sen bizimkilere tap biz de seninkine tapalım. kiminki hayırlıysa her birimiz ondan faydalanmış oluruz. sen bizimkine bir gün tap, biz seninkine bir ay tapalım..." bu pazarlıkların üzerine bu sure iniyor.

 

** bu surenin anlaşılması için nuzül ortamı hakkında biraz bilgi sahibi olmak gerekiyor:

cahiliyye mekkesinde nüfus onbin civarında. şehri birkaç aile yönetiyor, sömürüyor daha doğrusu. tüm gelir kaynaklarına çökmüşler, ticaret tamamen bunların elinde. aynı günümüz türkiyesi gibi, yasama yürütme yargı diyanet turizm... hepsi bunların elinde. dini kullanarak hem turizm hem de ticari gelirlerini köpürtüyorlar ayrıca da kölelik olgusunu da tekellerine aldıkları için dini bunu güçlendirmek için de kullanıyorlar, dini tahakküm ile tüm işlerini meşrulaştırıyorlar. dünyada o dönemde iki etkin güç var, biri roma diğeri sasaniler. mekkede, coğrafi yakınlık sebebiyle sasanilerin baskısı daha güçlü hissediliyor. mekkeyi yönetenlerin kurdukları ticari ağların destekçisi sasaniler. örneğin nebi'nin amcası ebu leheb'in taif'te üzüm bağları var, oradan üzüm yoldurup şarap ticareti yapyıyor, başka yerden kereste ve zeytinyağı ticareti yapıyor. bu ticaretinde onu koruyanlar sasaniler. herhangi bir olumsuz durumda (kervan baskını, köle isyanı...) sasanilerin paralı askerlerini ebu leheb kiralıyor ve kendisine dezavantaj sağlayan olumsuzluğu şiddet uygulayarak gidermiş oluyor. sasaniler de ebu lehebi koruyarak onun ticaretine ortak olmuş oluyorlar. aynı günümüz türkiyesi gibi, çok derin anlatmaya gerek yok, gayet açık. 

islam'da zorlama yoktur deniyor ve bu sure kanıt gösteriliyor. son ayeti analiz ederken de göreceğiz gerçekten bu sure islamda zorlama yoktur demek midir; yoksa senin dinin sana benim dinim bana derken "hadi bakalım hodri meydan" mı denmek istenmiştir, bunu anlamaya çalışacağız.

sure 6 ayetten oluşuyor. 

1. Kul yâ eyyuhâ-lkâfirûn(e)

(1)=> de ki, siz eyy kafirler

​​

sure "kul: de ki" ile başlıyor. daha önceden yaptığımız analizlerden hatırlayacaksınız, eğer emir kipi kullanılıyorsa bir ayette, bu muhatabı inşa içindir, onu bir seviyeye getirmek, onu bi eyleme yönlendirmek içindir. ​ilk muhatap nebimiz, ikinci muhatap ise sahabi, yani biziz. o halde "kul" emrini alan bize, buyur ya rabbi, emret demek düşer. surenin geri kalanını kendimize emredilmiş gibi anlamaya çalışacağız. 

el-kafirun: kafirler...

kafir, küfredene deniyor. küfür örtmek demektir. çiftçiye, tohumu örttüğü için kafir denirmiş dönem arapçasında. islami bir terim olarak ise hakikati-gerçeği örten anlamında kullanılıyor. hakikati örten kişi, kendi karanlık güdülerinin emrinde yaşıyor ve hem kendi hayatını hem de tesir ettiği hayatları cehenneme çeviriyor. şöyle ki, vicdanı uyanmamış, kendisi dirilememiş kişi allah'ın emr'inden, ruh edinemiyor (ayrıntı için kadir suresine bak). ruh edinemeyince kendi güdülerinin emrinde yaşıyor, düşük-hayvan profilli insan haline geliyor. 

kafir denince günümüzde bizden olmayan, bizim gibi inanmayan akla geliyor. alakası bile yok. hatta bu tanım güzelim kurani terimi kirletiyor, amacından saptırıyor. dönemin mekkesinde dezavantajlı sınıflar var, hakkı yenen, köleleştirilen insanlar var. bu insanların varlığını reddedene kafir diyor kuran. sorun yok, her şey olması gerektiği gibidir diye düşünenene kafir deniyor. 

(1)=> de ki, eyy hakikati örten ve hayatı cehenneme çevirenler...

2. Lâ a’budu mâ ta’budûn(e)

3. Velâ entum ‘âbidûne mâ a’bud(u)

4. Velâ enâ ‘âbidun mâ ‘abedtum

5. Velâ entum ‘âbidûne mâ a’bud(u)

(2)=> asla kul olmam, sizin kul olduklarınıza

(3)=> ve siz de benim kul olduğuma kulluk etmiyorsunuz

(4)=> ve ben asla kulluk etmeyeceğim sizin kul olduklarınıza

(5)=> ve siz de benim kul olduğuma kulluk edecek değilsiniz

bu dört ayet pazarlık ayetlerine verilen cevaplardır. allah "kul" emri ile vermek istediği mesajı nebi aracılığı insanlığa aktarmıştır. ayetler analize pek yer bırakmayacak kadar açık (mübin). nüzul sebebi olarak aktardığım olay neticesinde yukarıdaki ayetler ile pazarlık kapısı matematiksel olarak (kesinlikle ve bir daha açılmayacak şekilde) kapatılmıştır. imanda pazarlık olmaz mesajı net olarak algılanıyor. aynı zamanda imanda pazarlık olursa iman yoktur mesajı da verilmiş oluyor. demek ki kadir suresinde bahsedilen ruh paketlerini nefsimize indirip uygulayabilmemiz için, ya tam imanlı olacağız ya da kafir olacağız. 

yukarıdaki ayet grubuyla ilgili meal ve tefsirleri incelediğimde bir çok ufak tefek ayrıntı verilmiş. örneğin bunlardan biri suredeki ayetlerde kullanılan zaman kiplerinden yola çıkarak muhammed nebi'nin vahiyden önce de kafir olmadığı yönündedir. dikkatimi çeken diğer bir konu da üçüncü ve beşinci ayetlerin harf-kelime olarak aynı olması ancak ayet içindeki "ma" edatının çok işlevli bir edat olması nedeniyle anlamlarının farklı olmasıdır. üçüncü ayetteki "ma" işaret etmek için kullanılırken (ellezi anlamında yani), beşinci ayette masdar olarak kullanılıyor. o halde beşinci ayeti şu şekilde de okuyabiliriz: "siz de benim kul olduğum gibi kulluk edecek değilsiniz". bu küçük nükteyi aktaran razi'den allah razı olsun. 

şu mesaj çok net, iman ile herhangi bir şey yan yana durmuyor. ya iman vardır, yoksa şirktir. hani iman bir balondur diye bir benzetme yapılırdı eskiden. iman balonuna nokta kadar bile delik açılsa o iman artık geçersizdir diye. maalesef bu doğru. bu açıdan bakıldığında dünyadaki sınavımız oldukça zor, balonu patlatmadan sınavı geçmemiz lazım. tam bu noktada güzel bir hadis hatırlatması yapayım: "imanınız yenileyiniz". muhteşem bir hadis, iman sürekli canlı tutulması gereken bir bağlantı durumudur. allah ile bağlantımızı koparmamamız için yeni şeyler öğrenmeli (ruh paketleri) ve bu öğrendiklerimizi uygulamalıyız (salih amel). imanımıza herhangi bir ayartıcının karışmasına izin vermemeliyiz. artık büyümeli (reşit olmalı), imanımızın sorumluluğunu almalı ve gereğini yapmalıyız. 

(1)=> de ki, eyy hakikati örten ve hayatı cehenneme çevirenler...

(2)=> asla kul olmam, sizin kul olduklarınıza, bu mümkün değil.

(3)=> ve siz de benim kul olduğuma kulluk etmiyorsunuz (ya da benim gibi kulluk etmiyorsunuz, benim gibi yaşamıyorsunuz...)

(4)=> ve ben asla kulluk etmeyeceğim sizin kul olduklarınıza (ben yapı olarak sizin gibi kulluk edecek değilim, sizin gibi yaşayamam...)

(5)=> ve siz de benim kul olduğuma kulluk edecek değilsiniz (siz de zaten benim gibi kulluk edemezsiniz...)

6. Lekum dînukum veliye dîn(i)

(6)=> o halde sizin dininiz size, benim dinim bana

sure çok güzel bitiyor. din kelimesini maun suresinde analiz etmiştik, menüden maun suresini seçerek hatırlayabilirsiniz. ayetteki leküm kelimesindeki "l (lam)" harfine verilen manaya göre anlam hafifçe değişir:

ihtisas lam'ı olarak alırsak: sizin dininiz sizin olsun, benim dinim benim olsun

istihkak lam'ı olarak alırsak: sizin dininiz size müstehaktır, benim dinim bana müstehaktır (layıktır...)

genelde müfessirler ihtisas lam'ı olarak alıp sureyi yumuşak bitirmiş. isteyen istediğine inansın gibi bir anlam devşirilmiş buradan. zaten isteyen istediğine inanıyor, istediği eylemi-ameli yapıyor. kaldı ki zaten şöyle bir ayet var: bakara 256 (la ikrahe fiddin: dinde zorlama yoktur). dinde zorlama yoktur mesajı verilmek istenseydi daha başka şekilde ifade edilirdi diye düşünüyorum bu yüzden leküm kelimesindeki lam'a istihkak anlamı vermek daha uygun olur diye düşünüyorum. o halde sizin dininiz size layıktır, müstehaktır anlamı çıkıyor. müşrikler pazarlık ediyorlardı, yani müşriklerin değerler sistemi fiyatlanabilir ve pazarlık edilebilir bir sistemmiş. muhammed nebi'yi de kendileri gibi sanmış olacaklar ki onu ayartmaya çalışmışlar. 

son ayetin analiziyle birlikte sureyi bütünüyle düşününce imanda pazarlık olmayacağı, pazarlık varsa iman olmayacağı anlamı net olarak çıkıyor. iman edenlerin davasını satmayacağı, dava satılıyorsa, pazarlığa konu ediliyorsa iman edenlerden olunmayacağı anlamı çıkıyor. ya hep ya hiç anlamı çıkıyor. pazarlık yoksa, hadi bakalım hodri meydan vardır. mekke'nin fethinden sonra kabe'deki tüm putların kırılması buna kanıttır. 

gerçeğin yanında olup (kafirlerden olmayıp), hayat tarzımızı (dinimizi) pazarlıksız yaşamak hepimize nasip olsun inşallah. 

Hilmî - 21.07.2026

Hiçbir hakkım saklı değildir, hatta hiçbir hakkım yoktur

bottom of page