Burası günümüzdeki post-truth ortamda gerçeği arama maksatlı, çoğulcu bir anlayışla açılmıştır. İnteraktif olmasını umuyorum, kendinizden bir parça bulduysanız; ekleyecek ya da itiraz edecek bir yorumunuz varsa lütfen benimle paylaşın: hilmianil@gmail.com
25. İHLAS SURESİ (Tevhid)
Rahman Rahim Olan Allah'ın Adıyla
Gulhü, gulfü... Yalnız başına okunamayan sureye geldik. 3 kere okuyacaksın bir de üzerine elham okuyacaksın, yok öyle bir başına okumak bu sureyi. Ne garip şeyler uydurmuşlar eskiler gerçekten, şaşırıyorum. Türkiye'de ateizmin ya da deizmin alıp başını yürümesini hiç garip karşılamamak lazım. Beyni azıcık çalışan birine zaten 3 gulfü 1 elham oku cennete gir dersen, tamam kanka sen git geliyorum der sana.
Surenin adı İhlas, bu adı Allah koymadı. Allah hiçbir sureye ad koymamıştır, sureler Nebi ya da sahabi tarafından ya da zaman geçtikçe ulema tarafından adlandırılmıştır. İhlas kelimesine kurtuluş, samimiyet gibi anlamlar vermişler ama bunlar yanlış. İhlas, halis hale getirmek demektir, has kılma, katışıksız ve hâlis yapma, saflaştırma, arıtma anlamlarına gelir. Ayetlerine de bir bakınca bu sure bizim Allah tasavvurumuzu inşa etmek üzere inmiştir diyebiliriz; bir nevi Allah kısmen kendini tanıtıyor.
Nuzülün üçüncü yılı, henüz daha gizli davet dönemi. Mekke halkını sömüren müşrik oligarklar baskısını artırmış, sıkışan sahabi bir yandan sömürü ortamında hayatını devam ettirmekle uğraşırken bir yandan da Nebi'nin devrimine destek olmaya çalışıyor. Sıkışan sahabi için Allah Nebi'ye, Felak Suresini indirerek, daha çok çabalamalarını, bu şekilde Rabbın potansiyellerini artırarak, zorlukların üstesinden gelebileceklerini telkin etmiştir. Nas suresinde ise bu amaç doğrultusunda eylemde bulunurken insanların tuzağa düşmemesi için gerçek sığınılacak limanın Allah olduğundan ve içeriden ya da dışarıdan gelen vesveselerdense rağbetimizi Allah'a göstererek korunabileceğimizden bahsedilmişti. Bu noktada Cahiliyye Mekkesi toplumunun metafizik açıdan ne kadar cahil ve ilkel olduğunu hatırlamalıyız. Bu sebeple Allah'ı tanıma noktasında ya da doğayı ve kendini gözlemleyerek Yaratıcı hakkında bir fikir üretme sürecinde aşırı derecede sıkıntılılar.
Cahiliyye Mekkesinde sadece müşrikler ve sahabi yaşamıyor; bölgede hristiyanlar, yahudiler ve diğer dinlere mensup bir sürü insan var. Hatırlarsanız Kabe sadece hac yeri değil, ticaret+hac yeri; böylelikle Kabe tüccarların da dini yönelimlerini gösterebilecekleri, putlarını koyabilecekleri bir yer haline gelmiş. Doğal olarak bölgede konuşulan konular arasında din birinci sırada geliyor. İnsanlar da merak ediyorlar, ister istemez karşılaştırıyorlar Nebi'nin söylediklerini diğer bilgilerle. Dolayısıyla ortada bir bilgi karmaşıklığı var ve surede verilen bilgilerden bazıları bunlara yanıt niteliğinde.
Sureye Tevhid Suresi diyen de olmuş, aslında çok da yakışırmış. Ben o dönemde merci olsaydım Tevhid Suresi'ni seçerdim isim olarak. Tevhid güzel bir kelime ve ayrıca bir ucu da insana dokunan bir kelime. Tevhid, basitçe Allah'ı birlemek anlamında kullanılıyor. Ancak bu kelimenin insana dokunan bir ucu da insanların birlenmesi amaçlamaktadır. İnsanları birlemek, ırkçılık-ötekileştirme yapmamaktır. Günümüze aşırı derecede yansıyan ve çok sevdiğim bir tabirle, kabilecilik yapmamaktır. Allah'ı birlemek, Allah'ı bir kabul edip inanmaya çalışmak çok güzel, ancak İnsanları ötekileştirdikten sonra insanın zihnindeki tevhidin hiçbir anlamı yok. Allah, kulunu, dünyadaki imtihan ortamında zihnindekileri uygulamaya döküp, ortak ve çoğulcu yaşama ne kadar katkıda bulunmuş ona bakıyor, bunu ben söylemiyorum ayet söylüyor: Allah katında üstünlük takvadadır (Hucurat Suresi 13. Ayet)
Geçelim analize; çok kısa ve hatta anlaması da çok kolay bir sure.
Euzubesmele...
Kovulmuş/taşlanmış tüm şeytani ayartmalardan (güdülerimden ve güdülerimi harekete geçiren her türlü uyarandan) Allah'a sığınırım; zihnimi gölgeleyen, okumamı/anlamamı engelleyen, hedefimi şaşırtan, beni hırslandıran, dramatikleştiren, şikayetlendiren, öfkelendiren, melankolikleştiren, kışkırtan, beni objektiflikten alıkoyan her şeyden Allah'a sığınırım. O ki işinde ve özünde merhametli, yüzdeyüz allah adına...
1. Kul huva(A)llâhu ehad
2. (A)llâhu-ssamed
3. Lem yelid velem yûled
4. Velem yekun lehu kufuven ehad
1. De ki: O Allah’tır, eşsiz-benzersiz bir tek’tir
2. Allah Samed'dir
3. O doğurtmamıştır ve doğurulmamıştır
4. Ve hiçbir şey O’na asla denk ve benzer olmamıştır
Sure Kul-De ki ile başlıyor. Emir ile başlayan ayetler özellikle inşa süreci için en önemli ayetlerdir diye söylemiştim. Bu surede de Allah, kendi hakkındaki yanlışları giderip, doğru bir Allah tasavvuru kurmamızı istiyor.
Ehad
Benzersiz ve eşsiz tek anlamındadır, ingilizceye the unique diye çevirebiliriz. Cahiliyye Mekkesindeki insanlar için teklik, eşsizlik gibi şeyleri anlamak ve algılamak çok zor. İnsan onurunu o kadar alçaltmış ki yaratıcı ile direkt iletişim kurulabileceği ihtimalini sıfır görüyor. Çünkü efendi-köle ilişkisi, kölelik olgusu insanların zihnine o kadar işlemiş ki, hayatın diğer tüm alanlarında hiyerarşi var sanıyor ve asla ve asla tanrıya ulaşabileceğini sanmıyor. Hatta fikrim şudur ki, Felak ve Nas surelerinde kendisine sığınılmasını isteyen Allah, aslında kendisiyle iletişim kurulmasını istiyor. Adeta Allah diyor ki, kulum dertlensin ben de derdine ortak olayım, derman olayım. Ancak yaratıcıyla iletişim kurmak da çaba isteyen bir şey. Bunun için yaratıcıyı elimizden geldiğince tanımalıyız ki iletişimimiz hedefini bulsun. Müşrik bir zihin, yani sömürü odaklı ve çok parçalı bir zihin Allah'ı doğru tanımadığı için ona ulaşamıyor. Sözün özü, ehad biricik, en biricik demektir; yanına bir başka bir daha yazılamayan eşsiz tek anlamındadır. Başka ilahlar edinip, başka yerlerden medet umanların yanlış yolda olduğunu gösterir bu isim.
** Ehad isminin ayette el (the) takısız gelmesi de çok normal. Çünkü ehad olan tektir, eşsizdir; bu yüzden başına el belirlilik takısı gelmesi şart değildir. Diğer isimler için bu geçerli değil çünkü diğer isimler tabiattan ya da metafizikten yola çıkılarak türetilmiş isimlerdir, bir miktarı da insanlarda ya da tabiatta bulunabilir. Örneğin biri merhametli olabilirken (biraz rahim yani), hiç kimse biricik ve eşsiz olamaz.
es-Samed
Anlamı yekpare çok büyük kayadır. Örneğin Avustralya'daki Ayers Kayası yek pare ve büsbüyük bir kayadır. Cahiliyye Mekkesinden biri gelip o kayayı görse aha bu sameddir derdi. Allah'ın bu ismine islamın dünyadaki serüveni boyunca bir sürü anlam yüklemişler. Bunlardan birini aşağıya kopyalıyorum. Benim fikirlerim değil zira:
Samed, Allah’ın mutlak ve mükemmelliğini ifade eden bir sıfattır. Hiçbir dile birkaç kelimeyle çevrilemez. Hem “her şey kendisine muhtaç olup kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan”; hem “ilk sebep ve son gaye” veya “öncesiz ilk, sonrasız son”; hem “eksilmeyen ve artmayan”; hem “evrenin eşsiz sahibi” mânalarına gelir. Kelimenin türetildiği samdın kök anlamı “güç (el-kuvve) ve cazibe kaynağı/merkezi (el-cem)”dir. Tabiatın çetin şartlarına direnen yekpare ve som kayaya samed denir. Yani zamana direnen, daim ve bâki olandır. İştikak-ı ekber açısından kelimenin aslî harflerinin sad ve mim olduğu, “boğaz deliği kapalı olup yememek” anlamındaki savm, “ağzı kapalı olup susmak” anlamındaki summ ve “kulak deliği kapalı olmak” anlamındaki samt ve çenesiyle değil değeriyle konuştuğu ve değeri sabit olduğu için “altın ve gümüş” anlamına gelen sâmit ile akrabadır. Yani deliksiz, gediksiz, eksiksiz, noksansızdır. Ne bir şey girer, ne bir şey çıkar. Bu mânâ, üflenen Ruh’un ‘Allah’tan bir parça’ olduğu düşüncesini de dışlar. Birçok otoriteye göre samed, “iç organları olmadığı için yeme ve içmeye muhtaç olmayan” demektir. Yani ölümlü olmayan ve beşere benzemeyendir. Kendisi başkalarına muhtaç olmayıp başkalarının ihtiyacını gideren toplum liderine de samed denir. Marife olarak geldiğinde mânâ şu olur: “her şey kendisine muhtaç olan ve kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan”. Hakim Tirmizî es-Samed’i “öncesiz ilk ve sonrasız son” olarak tarif etmiştir. Sözün özü: Allah’ın mutlak-mükemmelliğini ifade eder (Krş: İbn Teymiyye, Tefsir VII, 307-326). Müsnedin belirli gelmesi tahsis ifade ettiği için cümleye, “Yalnızca Allah sameddir” vurgusu katar. es-Samed ismi, Tanrı’nın bir şeye girdiği (hulul) veya bazılarının Tanrı’yla birleştiği (ittihad) türünden her tür akidevi sapmayı kökten reddeder.
Benim fikrim: Allah'ın bu ismini anlamaya çalışırken baktığım kaynaklar beni inanılmaz oyaladı. Allah'ın isimlerine çok fazla anlam verip, yana yakıla acziyet içeren kelimeleri sıralamak pek tarzım değil, hatta bence bu doğru da değil. Bu yüzden bu kelimeyi tarihsel anlamda irdelemek daha faydalı olacaktır diye düşünüyorum, yani ilk muhatapların bu kelime hakkındaki görüşleri önemli. Samed dev gibi yekpare kayaya deniyor. Başına el-es (the) takısı da alınca kimden bahsettiğimiz açık. Allah kendini dev yekpare bir kayaya benzetmiş. Bana daha çok yenilmez, eskimez, güçlü, yerinden oynamaz, içi dolu içine bir şey sokulmaz ya da eklenemez ya da çıkarılamaz, duruş itibarı ile muhtaç olmayan... Bir önce analiz ettiğim surede hannas kelimesi geçiyordu hatırlarsınız (Min şerri-lvesvâsi-lḣannâs). Hannas, düz kelime anlamı olarak ezik-ezilmiş-ezilen anlamında. Samed de hannas'ın olabilecek en zıttı anlamında, ezilemeyen tek şey... Hannas'ı vesvese ile eşleyen Allah, kendisine es-Samed deyince bence burada vesvese'nin olabilecek en zıttı olan kelimeyle eşlemeliyiz. Yani ilkeleri, yasaları sabit ve daima doğru bilgi veren, aldatmayan, yoldan çıkarmayan, yolun kendisi...
Hristiyanlığın İlah Tasavvurunu Ret
Surenin üçüncü ayetinin hedefi direkt olarak budur. Hristiyanlıkta, baba-oğul-kutsal ruh denen üçlü bir ilah tasavvuru vardır. Buna teslis inancı, üçleme vs gibi isimler takmışlar. Allah her şeyden münezzehtir, ne doğması ne doğurması...
Eşsiz-Benzersiz
Surenin son ayetinde "Ve hiçbir şey O’na asla denk ve benzer olmamıştır" denmiş. Ne zatında, ne sıfatlarında, ne fiillerinde eşsiz ve benzersizdir. Sende ne eksikse orada tamdır anlamı da çıkarılabilir.
**Ehad, ilk ayette olumlu bu ayette olumsuz kullanılmıştır. Birincisi tahsis, buradaki tamim (genellik) içerir. İlki Allah için, bu sonuncusu ise Allah’tan başka her şey için kullanılmıştır.
Tevhid
Yukarıda biraz bahsettim tevhidden. Allah'ı birlemeye, Allah'ı bir bilmeye ve başka ilah edinmemeye tevhid deniyor. Bu güzel ancak, bu bilincin dünyada da bir karşılığı olmalı: o da insanlığı birlemek. O Alemlerin Rabbidir (Fatiha Suresi 1. Ayet), O Rabbin Nas'tır (Nas Suresi Birinci Ayet); herhangi bir kabilenin, grubun, partinin, ırkın ilahı değildir. Kuran kavramları böyledir, bir ucu Allah'ta ise bir ucu insanlıktadır. Tevhid kavramının diğer kuran kavramlarına da ışık tutuyor. Şunu diyebililiriz, evrende Allah'ın olan ne varsa (özel bir şart koşulmadıkça) aslında insanlığındır. O halde ileride karşımıza çıkacak bir çok kavramı da bu şekilde çözümleyeceğiz, birkaç örnek verelim:
Beytullah: Allah'ın Evi - İnsanlığın hac için çağrıldığı yer, Kabe. Evet sadece müslümanların değil, insanlığın çağrıldığı yerdir. (referans ayet: Hac Suresi 27).
Ardullah: Allah'ın yeryüzü - Mülk Allah'ın evet, ama dünya insanlığın sorumluluğuna verilmiştir.
Hududullah: Allah'ın sınırları - Kuranda birkaç yerde geçiyor bu kavram ve geçtiği yerler kadın-erkek ilişkilerini konu alan ayetler. Anlıyoruz ki bu sınırlar aslında insanlığın sınırları, tüm insanlığın uyması gereken sınırlar.
Sünnetullah: Allah'ın yolu - Sünnet sürekli gidilip gelinen yol demektir, kervanlarla yol alan çöl arabı için sürekli gidilip gelinen güvenli yol hayati önemdedir. Sünnetullah kavramının geçtiği tüm ayetler evrendeki tabiat ya da sosyolojik kanunlarla ilgilidir, biz de bu kanunlara tabiiyiz.
Halife osmanın tertiplettiği Kuran gibi Allah ile başlayıp nas ile bitirdik, umarım Tevhidi anlayıp kamusal alanda uygulayabiliriz. Allah hepimize bu idraki versin. Amin.